<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652</id><updated>2011-12-17T16:06:16.514-05:00</updated><title type='text'>Sahih Tarih</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sahihtarih.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>14</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-5774219957886066403</id><published>1970-01-08T03:29:00.001-05:00</published><updated>2008-08-08T03:39:33.018-04:00</updated><title type='text'>Yunan'ın Yapamadığını Yahudi Diktatör Mustafa Kemal ve TC'yi Tesis Eden Çetesi Yaptı (Şapka İçin Asılanlar)</title><content type='html'>Masdar: 'Hayat ve Hatıratım'&lt;br /&gt;Müellif: Dr. Rıza Nur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- cild 3, sahife 624&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; Şimdi tuttuğumuz siyaset, elimizdeki düstur şudur: "Padişah, halife, hükûmet İstanbul'da düşmanlar elinde esirdir. Biz vekilleriyiz. Onları, dini, milleti, devleti kurtaracağız. Ey millet! Yunan gibi asırlardan beri kölemiz olan bir millete nasıl boyun eğeceksiniz? Bu millet buna dayanamaz. Gayrete geliniz. Din gayreti lazımdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü, bütün millet adeta istisnâsız Padişah'a muti, dine merbut; Padişah, din diyor, başka bir şey bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harbden de yorulmuş, bitmiş, parasız, sefalette; bu haldeki bir milleti kolay kolay yeni bir harbe hazırlamak da mümkün değil. Bunun için Rumlar ile izzet-i nefislerini gıcıklıyoruz. "Bakkal Yorgi başınıza vali, mutasarrıf; taşcı Vasil jandarma zabıtı olacak, nasıl dayanacaksınız?" diyoruz. Hakikaten Türk buna tahammül edemiyor. Anadolu'dan bu esnadaki seyahatlerimde bizzat böyle propaganda yaparken, bu sözlerin herşeyden müessir olduğunu görüyordum. "Kur'an'ı" apdesthane kağıdı yapacaklar. &lt;u&gt;Size şapka giydirecekler&lt;/u&gt;" diyorduk. Bu da pek müessir oluyordu. Talihe bak ki, &lt;u&gt;şapkayı sonunda Mustafa Kemal'in eliyle giydiler.&lt;/u&gt; &gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masdar: 'Hayat ve Hatıratım'&lt;br /&gt;Müellif: Dr. Rıza Nur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- cild 4, sahife 1315&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; Halkta büyük bir inkisar oldu. Maneviyatı kırıldı. Gavur olduk zannettiler. Hükûmete diş biliyorlar. Bir gün harb olsa, bu millet gayretle harb etmez. Hem iktisadi müthiş bir zarar. Milyonlarca lira harice aktı, gitti. Bundan da &lt;u&gt;yahudiler istifade ettiler.&lt;/u&gt; İtalya ve Fransa'da mevcut yeni ve eski şapkaları milyonla memlekete soktular. İki-üç frank kıymeti olan bu şapkalar, en aşağı on liraya (120 Franka) satıldı. Bunların çoğu zımpara kağıdı ile temizlenmiş şapkalardı.&gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İrfan Orga, 'Atatürk' isimli kitabının 265'inci sahifesinde şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; Bu vesileyle ülkenin huzurunu tehdit eden büyük isyanlar ve karışıklıklar meydana geldi. Nihayet hükûmet sıkıyönetim ilan etti. Ülkenin her yanında fevkalade yetkili mahkemeler (İstiklal Mahkemeleri) kurdu. Bu mahkemeler, isyancıları öncekinden daha çok harekete sevketti. &lt;u&gt;Halkın içinde mukavemet ruhunu körükleyen ve din duygularını ayakta tutan din adamlarından pek çok kimse idam edildi.&lt;/u&gt; Kurulan askeri mahkemeler, hiçbir sekilde müsamaha göstermiyor, acıma ve yumuşama nedir bilmiyordu. Mustafa Kemal böylelikle bütün planlarını uyguladı. Bu hususta hiç bir vasıtayı elden bırakmadı. İnkilaplarla alay edenleri bile idam ettirmekten çekinmedi. Böylece bir çok suçlu ve suçsuz kimse cezalandırılmış oldu. Halkın iradesini hiçe sayarak inkilapların yerleşmesi için ağır metodları uygulamaktan geri kalmadı.&gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemalist yazarlardan Şevket Süreyya kitabında şu hadiseyi anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; Aradan bir zaman geçti. Gene mahkemeye çağrıldık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkemeye çağrıldıgımız gün aynı yol nizamı tertiplendi. İstiklal Mahkemesinin iki katlı kerpiç binasına girdiğimiz zaman, evvela gene aynı sahanlıkta, aynı tahta sıralara oturtulduk. Yukarıda yine aynı hareketler, getirilenler, götürülenler vardı. Bir aralık üst sahanlığın başında aynı iri yapılı üye göründü. Fakat şimdi başında bir hasır şapka vardı. Mahkeme salonundan çıkarılan bir hükümlü grubunun merdivenlerden indirilmesine nezaret ediyor, bir sıra emirler veriyordu. Hükümlüler arasında sarıklı bir müderris göze çarpıyordu. Müderrisin başında fes ve sarık vardı. Cübbesi ve kıyafeti temizdi. Suçu o sıralarda yayınlanan şapka Kanununa muhalefet etmekti. Fakat bu suç bir takım ithamlarla da karışınca, mahkemeden en ağır hükmü yemişti. Artık son saatlerini yaşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hocanın yüzü sakindi. Metanetini muhafaza ediyordu. Yalnız dudakları kımıldıyor ve galiba bir dua okuyordu. Fakat eskiden kalpaklı ve şimdi hasır şapkalı zat, bu hükümle de kanmamış gibiydi. Bağırıyor, çağırıyordu. Acaba hocayı bir tekmeyle merdivenlerden aşağı yuvarlayacak mı diye bekledim. Fakat olmadı. Müderris, bu sözler kendisine değilmiş gibi bekledi. Sonra sağanak geçince yürüdü. Mahafızların arasında merdivenlerden indi. Önümüzden geçerken dudakları gene kımıldıyordu...&gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Masdar: 'Suyu Arayan Adam', Şevket Süreyya Aydemir, sahife 374) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer bir hadiseyi Dr. Rıza Nur hatıralarında şöyle anlatmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; Bu iş aksulamellerde kalmadı. Sivas'ta, Erzurum'da, ötede beride halk şapka aleyhine kıyam etti. Derhal Kel Ali'nin riyasetinde bir İstiklal Mahkemesi dolaştırıldı. &lt;u&gt;Epeyce adam astılar. Sayısını bilmiyoruz.&lt;/u&gt; Halk yıldı. İş bitti. Asılan bir hocaya pek acırım. Adını hatırlayamıyorum (yazar burda İskilipli Atıf Hoca'dan bahsediyor). Zavallı, kanundan evvel şapka aleyhine bir risale neşretmiş. Adamcağızı Ankara İstiklal Mahkemesine çektiler. "Ben bunu kanundan bir yıl evvel neşrettim. Maarif Vekaleti resmen izin verdi." dedi. Dinlemediler, astılar. Yahu, madem ki bu asılıyor, ona izin veren Maarif Vekilini de assanız ya ! Hem de mesele şapka kanunundan evvel. Kanunların mâkabline şumulu olmaz ve bu en mühim hukuki bir esastır. Burda daha feci birşey olmuş. Kel Ali bu esnada iktidarın baş celladı. Muavini de Kılıç Ali. Kel Ali fena adam değildir, cidden vatanperverdir, fakat câhil ve safderûn. Kılıç Ali ise melun, habis birşey. Onun bir merakı vardı: mahkûm ettiği adamların asılmasında da bulunurdu. Bu kanlı hünerini seyretmek ona zevk veriyordu. Herif mühim çingene imiş. Bu Hoca'nın asılmasında Hoca'nın boynuna ip geçirilirken, Kılıç Ali de başına bir şapka geçirmiş, "Giy domuz!" demiş ve küfürler etmiş. Zavallı böyle ölmüş ve böyle saatlerce teşhîr etmişler (teşhîr etmek = sergilemek). Şu kanlı Kılıç ne bayağı mahlûktur!&gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Dr. Rıza Nur, 'Hayat ve Hatıratım', cild 4, sahife 1317)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-5774219957886066403?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/5774219957886066403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/5774219957886066403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/0008.html' title='Yunan&apos;ın Yapamadığını Yahudi Diktatör Mustafa Kemal ve TC&apos;yi Tesis Eden Çetesi Yaptı (Şapka İçin Asılanlar)'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-6017308950685249773</id><published>1970-01-07T03:28:00.001-05:00</published><updated>2008-08-08T03:36:29.231-04:00</updated><title type='text'>Mehtap Seyri Gibi İdamlık Seyri</title><content type='html'>1920'li senelerin sonlarını Ankara'da yaşayan Münevver Ayaslı bir günlük gazetede şu hatırasını yazmıştı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; 26 Ağustos 1926 gecesi hafızalardan silinmeyecek bir gecedir. Bu gece, İzmir suikasti dolayısıyla idama mahkum edilenlerin asılacağı geceydi ve Celal Bey (Bayar), İş Bankasının kuruluş yildönümü olduğu için Atatürk Orman Çiftliginde bir ziyafet veriyordu. O gece Cavid, Şükrü ve Dr. Nazım Beyler asılmışlardı ve Dr. Nazım Bey, Tevfik Rüştü Bey'in bacanağı oluyordu. Tevfik Rüştü Bey, o gece büyük bir medeni cesaret göstermiş ve ziyafete katılmamıştı. O senelerde Gazi'nin (Mustafa Kemal'in) bulunduğu bir davete gelmemek bir cesaret işi idi. Gece yarısından sonra Kılıç Ali Bey, davette bulunanlara idam edilenleri görmek için idam yerine gitmeyi teklif etmiş ve hazırunun (orada bulunanların) önemli bir kısmı şen-şatır gitmişlerdi. Ben gitmedim, daha doğrusu gidemedim. &gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Münevver Ayaslı, Tercuman Gazetesi, 21 Ağustos 1986)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadisenin üzerinden 60 sene geçtikten sonra yazılan şu hatıra, gerçekten de vicdan sahiplerinin ruhunu tiksindirmeye yetecek caniyane bir vahsetten başka birsey midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir suikasti meselesiyle alakası bulunmadığı İstiklal Mahkemesi reisi Ali Çetinkaya'nın da itirafıyla sabit bulunduğu halde Dr. Resit Galip ile Kılıç Ali'nin iki mahkeme üyesi olarak ikiye bir ekseriyet temin edip astıkları eski Maliye Nazırı Cavid Bey'in bu meselede bigunah olarak çekildiği sephadaki cesedini "zevk" için seyretmeye giden insanların halet-i ruhiyesini acaba hangi kelimelerle tarif etmek icab eder?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece yarısına kadar baloda içip, dans edip eğlenen; gece yarısından sonra da mehtap seyrine çıkar gibi cesed seyrine çıkan zihniyetin ne kadar hasta ve müstehcen olduğunun takdirini vicdan ve insaf sahiplerine bırakıyoruz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-6017308950685249773?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/6017308950685249773'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/6017308950685249773'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/0007.html' title='Mehtap Seyri Gibi İdamlık Seyri'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-112271909707270403</id><published>1970-01-06T03:01:00.002-05:00</published><updated>2008-08-08T03:31:02.178-04:00</updated><title type='text'>Diktatör Mustafa Kemal Suçsuz İnsanları Astırdı</title><content type='html'>İzmir Suikasti bahanesi ile tevkif edilenlerden Kazım Karabekir, Cafer Tayar (Eğilmez), Ali Fuad (Cebesoy) ve Refet Bele ordunun baskısı neticesi beraat edecek, ama TCF (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası) milletvekillerinden altısı idam edilecekti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(1) İzmit Mebusu Şükrü &lt;br /&gt;(2) Saruhan Mebusu Abidin &lt;br /&gt;(3) Eskişehir Mebusu Albay Arif &lt;br /&gt;(4) İstanbul Mebusu İsmail Canbolat &lt;br /&gt;(5) Sivas Mebusu Halis Turgut &lt;br /&gt;(6) Erzurum Mebusu Rüştü Paşa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Mahkemelerinde muhakeme edilenler içerisinde, Maliye Nazırı Cavid Bey ve arkadaşları da vardı. Bunlar İttihadcı idi. Suikastla bir münasebetleri olduğu ispatlanamadığı halde asılmışlardı. Bir ansiklopedide bu mesele hakkında şunlar yazılı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; Davanın Ankara safhasında ise, 'Kara Çete' diye anılan esbak Maliye Nazırı Cavid Bey ve arkadaşları yargılanmışlar; suikastla doğrudan ilişkileri kanıtlanmaksızın, geçmişin hesabı ve geleceğin endişesi ile içlerinden dördü asılmışlardır. (Cavid Beyden baska, Dr. Nazım, Ardahan Mebusu Hilmi ve Nail Beyler). Eski Başvekil Rauf (Orbay) Bey de gıyabında (o esnada yurt dışında bulunmaktaydı) on yıl kalebentliğe mahkum edilmiştir. &gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Masdar: Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, cild 4, sahife 943)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-112271909707270403?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/112271909707270403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/112271909707270403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/0006.html' title='Diktatör Mustafa Kemal Suçsuz İnsanları Astırdı'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-4125351946979794310</id><published>1970-01-06T02:38:00.001-05:00</published><updated>2008-08-08T03:11:39.651-04:00</updated><title type='text'>1006</title><content type='html'>iktibas 6&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-4125351946979794310?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/4125351946979794310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/4125351946979794310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/1006.html' title='1006'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-4899185748586870598</id><published>1970-01-05T03:01:00.002-05:00</published><updated>2008-08-08T03:28:29.508-04:00</updated><title type='text'>Kazım Karabekir Paşa İdam Edilmekten Nasıl Kurtuldu</title><content type='html'>Uğur Mumcu kitabında şunları anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; (Karabekir'in) Kızı o günleri şöyle anlatır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İsmet Paşa'nın çayına çağırıyoruz diye Etlik'teki evinden almışlar İzmir'de Elhamra sinamasındaki mahkemeye çıkarıncaya kadar tahtakuruları içinde Emniyet Müdürlüğünde yerde yatırmışlar. Yukarıda bir pencere varmış, o pencereyi de demirle kapatmışlar. Pencereyi de çivilemişler. Yer siltesi vermişler. Mahkeme başlıyor, salon subayla dolu. Mahkeme başkanı Kel Ali subaylara oturun diyor, oturmuyorlar. Karabekir Paşa dönmüs, eliyle işaret etmiş, oturmuşlar. Mahkeme olurken de uçaklar uçabilecekleri en alçak seviyeden uçmuşlar. KARABEKİR SUÇSUZ, KARABEKİR SUÇSUZ diye kağıtlar atmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beraatindan sonra çok tezahürat yapılmış. Beraat ettiği zaman halk galeyana gelmiş." &gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Uğur Mumcu, Kazım Karabekir Anlatıyor, sahife 155)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-4899185748586870598?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/4899185748586870598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/4899185748586870598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/0005.html' title='Kazım Karabekir Paşa İdam Edilmekten Nasıl Kurtuldu'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-5534083514266852878</id><published>1970-01-05T02:38:00.002-05:00</published><updated>2008-08-08T03:11:24.264-04:00</updated><title type='text'>1005</title><content type='html'>iktibas 5&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-5534083514266852878?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/5534083514266852878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/5534083514266852878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/1005.html' title='1005'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-8980752865373450588</id><published>1970-01-04T03:00:00.002-05:00</published><updated>2008-08-08T03:25:51.178-04:00</updated><title type='text'>Yahudi Mustafa Kemal ve Çetesi Muhalefeti Nasıl Bertaraf Etdi?</title><content type='html'>&lt;b&gt;Bir Suikasdin Hatırlattıkları&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Haziran 1926'da reis-i cumhur M. Kemal Paşa'ya "suikast yapılacağına dair bir ihbar" yapıldığı söylenir ve bu ihbara dayanılarak 3 Haziran 1925'de bakanlar kurulunca kapatılmış olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının ileri gelenleri tevkif edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tevkif edilenler arasında birçok milletvekili ile İstiklal Harbinin önde gelen komutanları da vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının ileri gelenleri İstiklal Mahkemesine verilir. Mustafa Kemal verdiği beyanatlarda, "İstiklal Mahkemesinin kararlarını sükûnetle beklemek gerektiğini" söyler. Söyler ama, kendisi bu tavsiyeye pek uymaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalçın Kücük, 'Türkiye Üzerine Tezler' kitabında hadiseyle alakalı olarak şunları anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; ... Mustafa Kemal'in kendisi, pek tavsiyelerini ciddiye almıyor. İstiklal Mahkemesi'nin sonuçlanmasını pek öyle sükûnetle bekleyemiyor. İzmir Suikastini duzenleyenlerle birlikte mahkeme önune Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yöneticileri, Ali Fuad Paşa, Kazım Karabekir Paşa ve diğerleri de çıkarılıyor. Sorgusu sırasında, Kazım Karabekir, "Parti kurdurmak hükûmetin elinde idi; oysa ki kurulurken cesaret verenlerin başında hükûmet vardı." diyor. &lt;u&gt;Mustafa Kemal, Kazım Karabekir'in böyle konuşmasına müsaade ettikleri için, İstiklal Mahkemesine çok kızıyor&lt;/u&gt; ve Mahmud Göloğlu, çeşitli anılara dayanarak yazıyor :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çeşme'de bulunan Mustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa'nın bu sözlerini duyunca çok sıkıldı ve böyle bir konuşmaya müsaade ettikleri için de İstiklal Mahkemesine kızdı. Mahkeme kurulunun Çeşme'ye getirilmesini emretti. O gece verilecek baloya çağrılmak bahanesiyle İstiklal Mahkemesi Çeşme'ye getirildi. Mustafa Kemal Paşa onları, balo salonunun yanındaki bir odaya aldı ve çok sert bir şekilde azarladı. Mahkeme kurulunun artık baloda duracak hali kalmadı. Mustafa Kemal Paşa'nın önünden geçip gitmeye de cesaret edemedi. Pencereden atlamak suretiyle ancak dışarıya çıkabildiler ve kimseye görünmeden İzmir'e gittiler." (Mahmud Göloğlu, Devrimler ve Tepkileri, sahife 104)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Mahkemesi üyelerinden ve pencereden kaçanlardan Kılıç Ali, anılarında, İstiklal Mahkemesine isim aranırken "&lt;b&gt;Terör Mahkemesi&lt;/b&gt;" ismi üzerinde durulduğunu belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pencereden kaçmasına rağmen İstiklal Mahkemesi, terör uygulamasında kusur etmiyor. 1926 yılına ait Millet Meclisi tutanakları altı mebusun asıldığını kaydediyor. Ancak Türkiye'de sadece mebuslar asılmıyor. Mustafa Kemal, bir suikast teşebbüsü ile en çok mağdur göründüğü bir sırada, tüm burjuva rakipleriyle hesaplaşmayı unutmuyor. Terakkiperver Fırkası, daha başka bir deyişle, bir-iki yıl öncesinin "mebus paşalar" sorununun kahramanları ile, Hüseyin Rauf Bey, Kazım Karabekir ve Ali Fuad gibi Kurtuluş savaşının ünlü isimleri ile nihai hesaplaşmasını yapıyor. &gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler, cild 2, sahife 618)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-8980752865373450588?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/8980752865373450588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/8980752865373450588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/0004.html' title='Yahudi Mustafa Kemal ve Çetesi Muhalefeti Nasıl Bertaraf Etdi?'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-2064962759097147415</id><published>1970-01-04T02:38:00.002-05:00</published><updated>2008-08-08T03:11:04.156-04:00</updated><title type='text'>1004</title><content type='html'>iktibas 4&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-2064962759097147415?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/2064962759097147415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/2064962759097147415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/1004.html' title='1004'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-1439811204983568340</id><published>1970-01-03T03:00:00.002-05:00</published><updated>2008-08-08T03:17:09.921-04:00</updated><title type='text'>Lozan'da Alınanları Kim, Nasıl Verdi? İsmet Paşa'nın Büyük İhaneti</title><content type='html'>Masdar: Hayat ve Hatıratım-3&lt;br /&gt;Müellif: Dr. Rıza Nur, 1992&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sahife 487-488&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;b&gt;150'LİKLER MESELESİ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29 Kanunu sani:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gazetelere göre Yunanlılar Yunanistan'daki yüzellilikleri memleketlerinden çıkarıyorlarmış. Bunlar orada Mustafa Kemal aleyhine neşriyat yapıyorlardı. Anlaşıldı: &lt;u&gt;Yunan'la itilaf ve Lozan'da kazandıklarımı Yunanlılara hep vermeleri&lt;/u&gt; demek bunun içinmiş. Bunlar devlet ve millet menfaatini şahısları menfaatine feda ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;FECİ BİR HABER&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 Kanunu sani:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feci bir haber. Cenevre'de Yunan mümessili Politis ile Türkiye sefiri Cemal Hüsnü, Lozan muahedenamesindeki Yunan meselelerine dair olan kontrol şerhlerinin ilgasını  taleb etmişler ve: "Bu iki devlet öyle dost oldu ki, itimatsızlık zail oldu" demişler. Eyvah! Bu ne hamakat (ahmaklık)! Yazık! Ben niye Lozan'da tepindim ve bunları almağa muvaffak oldum. Emeğime, çektiğime, ömrüme yazık. Yunanlılara onlardan aldığım her şeyi verdiler. Hala da veriyorlar, boyuna da verecekler demek. Venizelos İsmet'i ve bizim hükümeti dolaba koymuş görünüyor. İyi bir diplomat olduğunu bu sefer de göstermiştir. İsmet de ahmaklığını gene ispat etmiştir. Bununla Lozan sulhunun onun eseri olmadığını da ala isbat ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Venizelos demek İsmet'in burnuna kancayı takmış, götürüp duruyor. Bakalım nerelere kadar götürecek.&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-1439811204983568340?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/1439811204983568340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/1439811204983568340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/0003.html' title='Lozan&apos;da Alınanları Kim, Nasıl Verdi? İsmet Paşa&apos;nın Büyük İhaneti'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-4038765282962887883</id><published>1970-01-03T02:37:00.001-05:00</published><updated>2008-08-08T02:41:54.808-04:00</updated><title type='text'>Asıl Hain Diktatör Mustafa Kemal'in Kendisi idi</title><content type='html'>&lt;img style="FLOAT: right; src: " src="http://www.islamdevleti.org/images/stories/_970530/edward-kemal.jpg" border="0" /&gt;O zaman Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'da kendi parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918'de aynı gazetede çıkan söyleşisinde "İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı" mesajını verdiğini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Resmî tarihin Sultan Vahdettin saplantısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Mustafa Armağan'ın yazısı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açın bakın, Mondros'ta İngiltere ile aramızda rica minnet çöpçatanlık yapan General Townshend'in hatıralarını, İngiliz gemileri kasım ayında Çanakkale'den nasıl birer 'kurtarıcı prens' olarak girmişlerdir, hayretle görürsünüz. Hadi onu bulamadınız diyelim, bari tarihçi Orhan Koloğlu'nun 1918 yılı üzerine yazdığı kitabındaki(2) basın taramasını okuyun ve zamanın PTT'sinin Mondros Mütarekesi'ni kutlamak için tam 22 bin serilik bir posta pulu çıkardığını hayret ve ibretle görün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zaman Mustafa Kemal Paşa'nın İstanbul'da kendi parasıyla çıkardığı Minber gazetesinde işgalci İngilizlerin tebrik edilip alkışlandığını da, 17 Kasım 1918'de aynı gazetede çıkan söyleşisinde "İngilizlerden daha hayırhah (iyiliksever) bir dost olmayacağı" mesajını verdiğini de, ertesi gün çıkan Vakit gazetesinde ise "Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan iyi niyetlerinden şüphe etmediğini" söylediğini ve dahi "muhataplarımızla [yani İngilizler, Fransızlar vd.] anlaşmak lazımdır" dediğini de hatırlamamız gerekmez mi? Ya Mustafa Kemal Paşa'nın 11-13 Ekim 1918'de Halep'ten Vahdettin'e çektiği telgraftaki ilginç teklifleri... Şöyle diyordu padişahın yaveri Naci (Eldeniz) Bey adına gönderdiği telgrafta: Müttefiklerle olmadığı takdirde ayrı olarak ve mutlaka barışı sağlamak lazımdır ve bunun için kaybedilecek bir an bile kalmamıştır. (Orijinali: "Müttefiken olmadığı takdirde münferiden behemahal sulhü takarrur ettirmek lazımdır ve bunun için fevt olunacak bir an dahi kalmamıştır.")(3) Peki, bütün bu belgeler bilinip dururken birilerinin kalkıp da "Mütareke hükümlerine sonuna kadar riayetkâr davranmalıyız" şeklindeki tavrı nedeniyle Vahdettin'in hain ilan edilmesini anlamak gerçekten de mümkün değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Karabekir'in hatıratında Vahdettin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Kâzım Karabekir'in bile yakılan kitabı İstiklal Harbimizin Esasları'nın ilk baskısında (1933) Sultan Vahdettin'le son görüşmesine dair hatıraları, kitabın sonraki baskılarında açıkça sansüre tabi tutulmuş değil midir? Halbuki Vahdettin, 11 Nisan 1919 günkü görüşmesinde, birkaç gün sonra Trabzon'a giderek yeni görevine başlayacak olan General Kâzım Karabekir'e dönüp, "Paşa, ben ve millet sizlerden ümitliyiz... Hayır dualarım ve niyâzlarım sizinle beraberdir" demiş, Karabekir Paşa da kendisine şöyle cevap vermişti: "Kumandan ve asker evlatlarınızla bütün millet zât-ı şahaneleri etrafında bir kalp ve bir kafa gibi toplanabilir şevket-meâb." Üstelik Karabekir Paşa dışarı çıkınca onu heyecanla bekleyenler arasında bir tanıdık da vardır kapının önünde: Fahri Yaver-i Hazret-i Şehriyari Mustafa Kemal Paşa. Hemen Karabekir'e sorar: Neler konuştunuz? Karabekir, Padişah'ın kendisini hayır dualarla yolculadığını anlatınca Mustafa Kemal Paşa şu anlamlı tespiti yapar oracıkta: Sen Erzurum'a yerleşince vatanın üç uç noktasında üç temel dayanak noktası teşekkül ediyor. Ne yazık ki, İstiklal Harbimizin Esasları'nın 1951 ve sonraki yıllarda yapılan baskılarında bu ve benzeri türden Vahdettin'i 'beraat ettirici' nitelikteki ibarelerin itinayla temizlendiğini hayretle görürüz. Eh, Karabekir'in kitaplarında durum buysa gerisini varın, siz düşünün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal'in yukarıdaki sözüne dönelim tekrar. Ne demek istiyor? Gayet açık bence: Vahdettin ve İstanbul hükümeti daha önce Cafer Tayyar Paşa'yı Edirne'ye, Ali Fuat Paşa'yı Ankara'ya gönderdikten sonra üçüncü büyük kozunu oynamış ve Karabekir Paşa'yı Erzurum'a tayin ettirmeyi başarmıştır. Böylece direnişin Edirne, Ankara ve Erzurum ayakları tamamlanmış, sıra bunları toparlayacak ve organize edecek bir genel müfettişliğe gelmiştir ki, bir ay sonra bu göreve olağanüstü yetkilerle padişahın yaveri olan Mustafa Kemal Paşa atanacak ve 15 Mayıs 1919 günü yine Vahdettin'le görüştükten sonra dördüncü ve merkezÎ ayağı oluşturmak üzere Samsun'a doğru yola çıkacaktır(*). Nitekim bu görüşmeyi sonraları Falih Rıfkı Atay'a anlatan Atatürk, Vahdettin'in kendisine, "Şimdiye kadarki başarılarınızı unutun, asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden mühim olabilir. Paşa, Paşa, devleti kurtarabilirsin" dediğini nakletmemiş miydi? Öyleyse soralım: Bizzat Karabekir ve Atatürk'ün ağzından yaptıkları anlatılan Vahdettin nasıl hain olabiliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İngiliz gizli vesikaları ne diyor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak İngiliz gizli belgelerine bir göz atalım. Aslı Britanya arşivlerindeki gizli yazışmalara göre, işgalci İngilizler, şimdi de 'esir padişah'ı Samsun'a çıkmış bulunan Mustafa Kemal Paşa aleyhine konuşmaya zorlamaktadırlar. Ne var ki, Vahdettin kendilerine, Mustafa Kemal Paşa'nın ancak İtalya'nın birliğini sağlayan millî kahramanları Garibaldi kadar "haydut" kabul edilebileceğini, onun yurtseverliğinden kuşku duymadığını, dahası ona saygı ve hayranlık hissetmemenin güç olduğunu söylemiştir.(4) İngilizler de bu sözleri resmen kayıtlara geçirmişler. Vahdettin'in ifadelerinin İngilizce çevirisi şöyle: "It is absurd to label the Nationalist Movement as the tyranny of a set of non-Turkish brigand and patriot in much the same sense that Garibaldi was, and is difficult not to respect and admire him."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka belge ise gerçekten şaşırtıcı. 14 Kasım 1918 günü, bir gün önce İstanbul'a gelip Pera Palas'ta ikamete başlamış olan Mustafa Kemal Paşa, İngilizlerin Daily Mail Gazetesi'nin muhabiri G. Ward Price'ı aracı yaparak General Harrington'la görüşmek ister. Price, Pera Palas'ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: "Mustafa Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini" bildirmemi rica etti. "Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik... Biliyoruz, partiyi kaybettik... Anadolu'nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum... Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kim kahraman, kim hain?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu'da İngiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra Mustafa Kemal, bu topraklar üzerindeki İngiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir: "Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim..."(5) Türk Tarih Kurumu'nun çevirtip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler. Şimdi söyleyin bakalım, İngilizlerle ilişki kurmak vatan hainliği sayılabilir miymiş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaldı ki, kimin hain, kimin kahraman olacağına gazete köşelerinden yahut meclis kürsüsünden karar verilemez; hatta mahkemeler bile buna karar veremez. Bunun kararını kamuoyunun vicdanı ve "tarih" denilen o acımasız yargıç verirse verir. Hem Fransızlar şu General Petain'in hain mi kahraman mı olduğuna 60 küsur yıldır karar verebildiler mi? Adam üstelik vatanını Almanya'ya gerçekten peşkeş çektiği ve işgalcilerle düpedüz işbirliği yaptığı için İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra herkesin gözü önünde yargılanıp idama mahkûm edildiği halde bugün dahi onun bu şekilde davranmakta haklı olduğunu düşünen Fransız vatandaşları azımsanmayacak sayıdadır. Dahası, bu bir rejim sorunu değildir Fransa'da; bir tarih sorunudur. Ne diyelim, darısı bizim Vahdettin'in başına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En iyisi son sözü, bir ara bakanlık da yapmış olan Hüseyin Cahit Yalçın'a bırakmak. Bakın yakın tarihimizdeki hain-kahraman düellosu hakkında bu tecrübeli kalem ne ibret-âmiz laflar söylemiş: "İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi [Mondros'u] imza eden Rauf [Orbay] Bey, bugün âdeta vatan haini oluyor. Çünkü Halk Fırkası'ndan çıkmıştır. İzzet Paşa kabinesinde mütarekeyi kabul eden ve imza etmesi için emir verenler arasında bulunan Fethi [Okyar] Bey ise bugün Millet Meclisi Reisi bulunuyor. Çünkü, henüz Halk Fırkası'na mensuptur. Bu ne mantıktır, bu ne ölçüdür, bu ne mutaassıp fırkacılık [particilik] hissidir?"(6) Tarih yalan söylemez; ama ona yalan söyletilebilir. Tabii yatsıya kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) Orhan Koloğlu, 1918: Aydınlarımızın Bunalım Yılı, İstanbul 2000, Boyut Kitapları, s. 190. 3) Atatürk'ün Bütün Eserleri, cilt 2, İstanbul 2003, Kaynak Yayınları, s. 232. 4) Bkz. S. Ramsdan Sonyel, Turkish Diplomacy 1918-1923, Londra 1975, s. 154, dipnot 1'den aktaran: Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler 5, İstanbul 1992, Tekin Yayınevi, s. 249-250. 5) Price'ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Ankara 1991, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 98. 6) Aktaran: Rauf Orbay, Yakın Tarihimiz, cilt IV, İstanbul 1962, s. 180.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img src="http://www.harunyahya.org/kitap/anlamak/res/78.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;4 Eylül 1936&lt;br /&gt;Diktatör Mustafa Kemal İngiltere Kralı VIII. Edward ile İstanbul'u gezer iken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img src="http://www.ataturktoday.com/Resim/Foto3/r98.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;4 Eylül 1936İngiltere Kralı VIII. Edward'ı Dolmabahçe Sarayı rıhtımında karşılar iken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img src="http://www.ataturktoday.com/Resim/Foto2/4Eylul1936KralEdward.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;4 Eylül 1936&lt;br /&gt;Reisicumhur Mustafa Kemal, İngiltere Kralı Edward ile Dolmabahçe Sarayı'ndan içeri girerken&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(*) ilave: 19 Mayıs 1919 da İngilizlerin filosu ve Yunanlıların gemileri arasında İzmir körfezinde İnebolu gemisi göründü, ondan Mustafa Kemal inerek şehre girdi. Şöyle ki; Mustafa Kemal, İnebolu gemisiyle 15 Mayıs'ta Samsun'a Karadeniz yoluyla ulaşmak için İstanbul’u terk etmişti. Fakat Samsun'a gideceği yerde İzmir'e gitti. (&lt;a href="http://www.islamdevleti.org/kitaplar/hny/11.htm"&gt;Hilâfet Nasıl Yıkıldı&lt;/a&gt;, Abdulkadim Zellum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masdar: &lt;a href="http://islamdevleti.org/" target="blank"&gt;IslamDevleti.org&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-4038765282962887883?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/4038765282962887883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/4038765282962887883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/1003.html' title='Asıl Hain Diktatör Mustafa Kemal&apos;in Kendisi idi'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-5752833971931556601</id><published>1970-01-02T02:59:00.002-05:00</published><updated>2008-08-08T03:13:36.799-04:00</updated><title type='text'>Mustafa Kemal'in Kim Olduğuna Dair Küçük Bir Hakikat</title><content type='html'>Masdar: Risale-i Nur&lt;br /&gt;Müellif: Said Nursi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bera-yı malûmat size gönderildi.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Doğu'nun yirmi dokuzuncu sayısında; "Lozan'ın İçyüzü" diye yazılan makaleden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi. Dedi ki:&lt;br /&gt;"Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lozan'da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye'yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:&lt;br /&gt;"Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an'ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri -yâni İsmet'in beslediği- azmin, inkâr edilmez delilidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yâni İsmet'in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat'î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal'e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; &lt;u&gt;kendisini Haydarpaşa'dan Ankara'ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir'den Ankara'ya götüren trenle Eskişehir'de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima baş başa&lt;/u&gt;. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: "&lt;b&gt;Din öldürülecektir.&lt;/b&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lozan Konferansının ikinci sayfası:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;" ... Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Nihaî Vesika&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında, "Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?" diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon'un verdiği cevap :&lt;br /&gt;"&lt;u&gt;İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz. Yani Mustafa Kemal ve İsmet'in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır.&lt;/u&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bunun üzerine herşey ap açık anlaşılıyor, değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Mahfî muâhedenin entrikası&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun'î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum'dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika'da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur'ân'ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika'da hazırladıktan sonra İngiltere'ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:&lt;br /&gt;"&lt;u&gt;Siz Türkiye'nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.&lt;/u&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet'i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayim Naum o sırada Ankara'ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum'dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediye'ye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Kemal trende ne konuşmuş, meclis gizli oturumlarında ne konuşmuş, bunlar bir gün açığa mutlaka çıkarılacak ve bu anlatılanları doğrulayacak bir çok döküman da sergilenecek o zaman. Aslen dönme bir yahudi olan Mustafa Kemal diğer dönmelerle beraber Müslümanlığı İngilizlere satmış ve karşılığında İslam'a düşman, bir ucube T.C tesis etmiştir; ki bugünlerde son demlerini yaşamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-5752833971931556601?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/5752833971931556601'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/5752833971931556601'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/0002.html' title='Mustafa Kemal&apos;in Kim Olduğuna Dair Küçük Bir Hakikat'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-8456068349299851904</id><published>1970-01-02T02:33:00.002-05:00</published><updated>2008-08-08T04:29:44.217-04:00</updated><title type='text'>İşte İhanetin Resmî Vesîkası: Yahudi Mustafa Kemal'in Gayesi Osmanlı Hilafet Devleti'ni Yıkmak İdi</title><content type='html'>&lt;span style="color:#000000;"&gt;Mustafa Kemal, Kurtuluş harbinden çok evvel, ittihatçiların Trakya'da 1907'de yaptıkları bir toplantı sırasında, bir Türkiye haritası çizmişti. Orada bulunanların anlattıklarına göre, o günkü Osmanlı devleti sınırlarıyla hiçbir ilgisi olmayan ve o zaman hiçbir anlam veremedikleri bu harita, gelecekte, yine Mustafa Kemal'in kuracağı Türkiye Cumhuriyeti'nin haritası olacaktı. Haritada bugünkü sınırlarımıza uymayan bir kaç fark vardı; Mustafa Kemal, bizden ayrılmasına gönlünün bir türlü razı olmadığı Kerkük'ü de Türkiye topraklarına katmıştı. Kıbrıs adası tamamen sınırlarımız içindeydi, Ege adalarının tamamı ile Selanik'e kadar sınırlarımız dahilinde gözüküyordu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sene 1907. Selanik'te Kolağası Mustafa Kemal, Yüzbaşı Fuat'tan kağıt isteyerek bir harita çizer: bugünkü Türkiye haritası. "&lt;em&gt;işte vatanımızın haritası budur. Sakla bu kağıdı. İleride gözlerinle göreceksin.&lt;/em&gt;" Yüzbaşı Fuat hayretle, "&lt;em&gt;İmparatorluk bu kadar mı küçülecek?&lt;/em&gt;" diyor. Mustafa Kemal güvenli bir sesle karşılık veriyor: "&lt;em&gt;hiç kuşkun olmasın, o kadar...&lt;/em&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haberlerden de anlaşıldığı gibi; bir bölücü ihanet örgütü olan İT (İttihat ve Terakki) Partisi'nin Müslümanların devleti olan Osmanlı İslam Devletine ve o zamanki Halife II.Abdulhamid'e karşı ihanet planlamasının yapıldığı bir toplantıda Mustafa Kemal'in çizdiği o harita; onun kehanetinin ya da ileri görüşlülüğünün değil, Osmanlı Devletini bölüp parçalayarak yıkmak için binbir entrikalar ile çalışan sömürgeci kafir devletleri ile işbirliği yapan, ne denli densiz ve dinsiz bir hain olduğunun vesikasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1907'de Yani II.Abdulhamid'in yönetimdeki son yılında Osmanlı Devletinin yüzölçümü &lt;u&gt;7.338.035&lt;/u&gt; km² dir. Nüfusu ise takriben 54.100.000 kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.islamdevleti.org/images/stories/_970530/abdulhamid-ra.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;II Abdulhamid Han Zamanında Osmanlı Devleti Haritası&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.islamdevleti.org/images/stories/_970530/ihanetin-belgesi-w.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;MUSTAFA KEMAL'İN 1907'DE ÇİZDİĞİ BÖLÜCÜ İHANET HARİTASI&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Masdar: &lt;a href="http://islamdevleti.org/" target="_blank"&gt;IslamDevleti.org&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-8456068349299851904?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/8456068349299851904'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/8456068349299851904'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/1002.html' title='İşte İhanetin Resmî Vesîkası: Yahudi Mustafa Kemal&apos;in Gayesi Osmanlı Hilafet Devleti&apos;ni Yıkmak İdi'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-2019757129548982719</id><published>1970-01-01T03:08:00.002-05:00</published><updated>2008-08-08T03:20:07.710-04:00</updated><title type='text'>Lozan Zafer Değil Hezimetdir</title><content type='html'>Masdar: Lozan Zafer mi, Hezimet mi?&lt;br /&gt;Müellif: Kadir Mısıroğlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- cild: 1, sahife: 272-273&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; İngiliz heyetinin başkanı Lord Gurzon, Lozan'da İsmet Paşa'nın müşaviri sıfatına haiz bulunan (İstanbul Hahambaşısı) Hayim Naum efendiyi çağırarak daha onceki taahhütlere uygun olarak hilafet ilga edilmediği takdirde sulhun gerçekleşemeyecegini söylemiştir. Esasen bu mesele ile öteden beri meşgul bulunan Hayim Naum Efendi, İsmet Paşa ile Lord Gurzon arasında bu mesele etrafındaki haberleri getirip götürmek suretiyle ciddi bir gayret sarfetmişti.&lt;br /&gt;.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heyetin başkanı İsmet İnönü, tek başına 'hilafeti kaldırma' sözü verecek mevkide değildi. Hatta o günlerde TBMM'de hilafet lehine bir hava doğmuştu. Bizzat Mustafa Kemal Paşa hilafeti methediyordu. Mesela, Lord Gurzon'un tam Lozan'i terk ettiği gün, meşhur Balıkesir Hutbesini irad etmişti. Binaenaleyh, Hayim Naum'a müspet bir cevap veremedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet'le işi bitiremeyen Hahambaşı hemen atlayıp Türkiye'ye dönüyor. O esnada İzmir İktisad Kongresinde bulunan Mustafa Kemal Paşa ile görüşüyor. &gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masdar: Harp Hatıralarım&lt;br /&gt;Müellif: Ali İhsan Sabis&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- cild: 5, sahife: 358&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; Hatta, iddiaya gore Hayim Naum'a bir de yazılı 'taahhüt' veriliyor. Ve akabinde 'yorgun olduğu' ileri sürülerek ordu terhis  ediliyor. &gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masdar: Hatıraları ve Söylemedikleri ile Rauf Orbay&lt;br /&gt;Müellif: Feridun Kandemir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sahife: 96-97&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; İsmet Paşa, anlaşıldığına göre, Lozan'da İngilizlerle bir nev'i gizli arabuluculuk rolü oynayan İstanbul'un Hahambaşısı Hayim Naum Efendinin telkinleriyle, hilafetin artık ne şekilde olursa olsun Türkiye'de devamına müsaade edilmeyip derhal atılması lüzumu fikrini tamamiyle benimsemiş bulunuyordu. Peki, ya dört-beş ay önceki hilafete bağlılık hatta hilafetin kuvvetlendirilmesi düşünce ve kanaati ve bu yoldaki kat'i ifadeler ve İslam alemine bunun duyurulması hususundaki telaş ve heyecan ne olmuştu? &gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masdar: Cumhuriyet'e Giden Yol&lt;br /&gt;Müellif: Abdurrahman Dilipak, 1991&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- sahife: 330-335&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Lozan'da Ne Oldu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şey Lozan görüşmeleri sırasında oldu. Bir çok kaynaklarda "gizli bir andlaşma ile İsmet Paşa'nın İngilizlere Hilafeti kaldırma sözü verdiği" belirtiliyor. Yakın Tarih Ansiklopedisinde de bu tez bir çok belge ile teyid edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haim Nahum Efendi'nin bu yeni oluşumlarda büyük rolü olduğu görülüyor.. Daha sonra Mısır'a giderek Nasır'ın danışmanları arasında yer alacak olan Nahum efendi, projesini Amerika'da hazırlamış, Amerikan ve Fransız entelijansı ile birlikte sonuçlandırmıştır.. Nahum efendi İsmet Paşa'nın Lozan'da yanından ayrılmamış ve Mustafa Kemal Paşa ile de İzmir İktisat Kongresi esnasında gorüşerek bu konuda görüş alışverişinde bulunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir İktisat Kongresi yeni Turkiye Cumhuriyeti icin bir dönüm noktasıdır. Ali İhsan Sabis bu görüşmeden sonra askerlerin yorgun oldugu gerekcesi ile terhis edildiğini yazar. Lord Gurzon görüşmelerin sonunda Hilafetin kaldırılması ile sulhün mümkün olabileceği mesajını verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karabekir'in hatıralarında belirttigine gore Nahum Batılı ülkelere "Türklerin İslami bünyesini değiştirerek onların Protestanlığı kabul etmelerinin kolaylaştırılacağını" anlatmıştır. Gerçekten de Lozan sonrası gelişmeler cok ilginçtir. Batılılara ve azınlıklara bir cok imtiyazlar verilirken, okullardaki İslam tarihi, Osmanlı tarihi kaldırılarak Yunan Medeniyeti tarihi konmuş, Maarif Vekaleti Batı klasiklerini tercüme ettirerek, ardından ders kitaplarını Yunan ve Batı düşüncesi doğrultusunda yenileyerek bu emele hizmet edilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakın Tarih Ansiklopedisi'nin 3. cildinde yer alan(sahife:62) bir belgeye gore, Haim Nahum Gurzon'a "Siz Turkiye'nin mulki tamamiyetini kabul edin, onlara ben İslamiyet'i ve İslam temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum." demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnönü Lozan kahramanıdır ve Halife sınır dışına gönderilmiştir. Tek Parti iktidarının İstiklal Mahkemeleri ve Takrir-i Sükun gibi iki önemli silahı vardır artık. Ve Turkiye Cumhuriyeti yeniden biçimlendirilmektedir. Bu kez Kurtuluş Savaşı ruhuna karşı yeni bir utopya, devlet zihniyetine hakimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olaylar bundan sonra arkası arkasına gelişir. 3 Mart 1340 (1924) Tevhid-i Tedrisat.. Dini çevrelerde bir kıpırdanış. 20 Nisan: Turkiye devletinin dini din-i İslamdır.. Sistem Cumhuriyet, Din İslam, zahiren önemli bir değişiklik gözlenmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Şubat 1925 Şeyh Said isyanı. İngilizler bir yandan Şeyh Said'i destekler görünüp öte yandan Ankara'yı Şeyh Said'e karşı kışkırtır. Devlet-şeriat hesaplaşması örgütlenmektedir... 29 Haziran 1925'de Diyarbakır'da 47 idam. 4 Mart 1925 Takrir-i Sükun kanunu... Ve ardından devrimler başladı. Şapka kanunu, Türbe ve Zaviyelerin kapatılması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.5.1928'de, 1924 Anayasasının 2. maddesi değiştirilerek "Türkiye devletinin dini din-i İslamdır" ibaresi çıkarıldı ve yerine de herhangi bir hüküm konmadı. Din yoktu artık. Allah adına yapılan yeminlerdeki "Vallahi" yerine "Namusum üzerine söz veririm" ibaresi kondu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda Anayasa'nın 26. maddesi de degiştirilerek TBMM'nin görevleri arasındaki seriat hükümlerinin yerine getirilmesine ilişkin hüküm de yok edildi.&lt;br /&gt;.......&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;"Batı'ya kalkan tren" hızını almıştı.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hilafet'in kaldırılmasına dıştan ve içten akisler" derleyen Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı'nın Nisan sayısında bu konuya oldukca geniş yer ayırıyor. İkbal gibi İslam şairleri o zaman Mustafa Kemal'i "Mücahid-i İslam" olarak selamlıyordu. Sonra "Eyvah"ı yazacaktı ama olan olacaktı bu arada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabaklı'nın bu derlemesini özet olarak buraya aktarıyorum: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;&lt; Türklerin hilafeti ansızın ve beklenmeyen bir tarzda kaldırmaları başta İngilizler olmak üzere bütün Batı'dan alkış toplamıştır. Bu bakımdan Mustafa Kemal Paşa'ya yöneltilen pek çok övgüler arasında General Sheiril Mustafa Kemal Paşa'yı ünlü Protestan reformcu Martin Luther'e benzetmektedir. &gt;&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz yazarı Ph. Gravet "Saltanat ve Hilafet'in kaldırılmasını Türkiye'yi bir Avrupa devleti haline getirmek isteyen devrimci değişikliklerin ilki" olarak yorumluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hind müslümanları ve Avrupa müslümanları Hilafetin kaldırılması karşısında hayal kırıklıklarını ifade ederlerken "Briton and Turk, London 1941"de şu görüşler yer almaktaydı: "Türk Cumhuriyetcileri, müslüman uyrukları olan herhangi bir gayrimuslim devlet icin (İngiltere gibi) her zaman güçlükler çıkartacak bir kurumu (Hilafeti) ortadan kaldırmakla Britanya İmparatorluğu'na olağanüstü bir iyilik yapmıştır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşitli masdarlarda verilen bilgilerden, meselenin sadece " Hilafeti kaldırmak " meselesi olmadığı, bunun ötesinde, Mustafa Kemal ve avanesinin Türkiye'yi resmen hristiyan yapmayı bir süre düşündükleri görülüyor. Hayim Naum'un da bu maksadla Mustafa Kemal'le birkaç kez görüştüğü anlaşılıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* * * * *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;British Foreign Minister (1924, March 3rd):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;"We must put an end to anything which brings about any İslamic unity between the sons of Muslims. As we have succeeded in finishing off the Khilafah so we must ensure that there will never arise unity for the Muslims whether it be intellectual or cultural unity."&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;- The İslamic State, Taqiuddin An-Nabbahani, Al-Khilafah Publications&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-2019757129548982719?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/2019757129548982719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/2019757129548982719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/0001.html' title='Lozan Zafer Değil Hezimetdir'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4180606220298108652.post-1019700054280466746</id><published>1970-01-01T02:29:00.001-05:00</published><updated>2008-08-08T02:40:29.442-04:00</updated><title type='text'>Sultan Vahdeddin'den Mustafa Kemal'e destek yok sövgü var</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.islamdevleti.org/images/stories/_970530/vahdettin.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand;" alt="" src="http://www.islamdevleti.org/images/stories/_970530/vahdettin.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Vahdettin- Atatürk ilişkisi hakkında tartışılacak bir iddia daha. Prof. Metin Hülagü, "Vahdettin’in İngiliz'lere yazdığı mektuplarda Atatürk için küfre varacak sözleri var." diyor. ‘Ne desteği! Mektuplarında Atatürk’e küfür bile ediyor’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Bülent Günal'ın Röportajı...&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İngiliz belgelerinden Vahdettin ve Atatürk&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemal’e destek oldu mu? ‘Ne desteği! Mektuplarında Atatürk’e küfür bile ediyor’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Profesör Metin Hülagü, Londra’daki Foreign Office’te (Yabancılar Ofisi) yıllar sonra gün ışığına çıkan belgeleri inceledi. İngiliz kayıtlarına dayanarak son Osmanlı Padişah’ı Vahdettin ile Atatürk’ün ilişkisini kaleme aldı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İngiliz belgelerini incelediniz. Tüm bu çalışmaların ışığı altında en çok tartışılan soruyla başlamak istiyorum. Vahdettin bir hain miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiltere, Kurtuluş Savaşı ile Osmanlı Hanedanı'nın ve Vahdettin'in kaçışında baş aktörlerden biriydi. O yüzden İngiliz belgelerinde yazılanlar çok önemli. Şunu söyleyerek başlayalım. II. Abdülhamit'ten sonra tüm şehzadelere yönelik bir siyaset yasağı var. Bir bakıma şehzadeler apolitik yetiştiriliyor. Vahdettin de böyle. Çengelköy'de yaşıyor, besteler yapıyor, İslam hukuku üzerine kafa yoruyordu. Dünya nereye gidiyor, Avrupa nereye koşuyor, Osmanlı'nın geleceği ne olacak gibi sorular Vahdettin'in gündeminde büyük yer kaplamıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Vatan haini değildi ama siyaseten bilgisizdi, yeteneksiz ve başarısızdı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Böyle bir adam 1918 yılında, ağır şartların yaşandığı bir dönemde tahta çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet... Ve Vahdettin'den çok şey bekleniyor. Vahdettin hain değildi ama siyaset, özellikle dünya siyasetini bilmeyen bir adamdı zaten. Ama Vahdettin'in tecrübesizliği kadar Osmanlı'nın da zaafları var. Siyaset bilmeyen birinin tahta çıkması onun vatan haini olduğunu göstermez. Çünkü padişahlara Osmanlı tebaası, toprakları bir mirastır. İnsan mirasına ihanet eder mi? Çiftlik sahibi kendi çiftliğinin yok olmasını bile bile ister mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* İstemez herhalde...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O da istemiyor. Ama yeteneksiz, başarısız. Çevresindeki sözde siyaset bilenlerin oyuncağı oluyor. Oyuna getiriyorlar onu. Ve şartlar geliyor, geliyor... Vahdettin 17 Kasım 1922'de, yani bundan 85 yıl önce İngiliz Malaya gemisiyle Malta'ya kaçıyor. Ama Mustafa Kemal günler öncesinden Vahdettin'in kaçacağını biliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Atatürk, Vahdettin'in kaçacağını biliyordu, sarayda casusları vardı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Nasıl biliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü sarayda bir casusu var! Vahdettin'in en yakınındaki kişilerden biri bu. Ama kim olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz Atatürk'ün o dönemde gazetelere yansıyan açıklamalarında söylediği, "Vahdettin'in kaçacağını günler öncesinden biliyordum" açıklaması... Atatürk Saray'daki gelişmelerden gün be gün haberdar. Neler oluyor, biliyor. İngiliz belgelerine de bu durum aynen yansımış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Padişah iddia edildiği gibi kaçarken yanında bir servet götürmüyor&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www9.gazetevatan.com/newpics/news/251120072357133698967_3.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www9.gazetevatan.com/newpics/news/251120072357133698967_3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;* Vahdettin söylendiği gibi sürgüne bir servet mi gitti?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır. Vahdettin'in İstanbul'dan ayrılırken yanına oğlu Ertuğrul'u, hizmetlilerinin bir kısmını ve sultan aylığı olan 50 bin Osmanlı Lira'yı alıyor. Bu da o günün parasıyla 20 bin İngiliz Sterlini ediyor. Paranın bugünkü değeri ise yaklaşık 215 bin YTL. Ayrıca bu paranın tümü nakit de değil. Aralarında Fransız ve İngiliz bonoları var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bu para bonolarla mı birlikte 20 bin lira ediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Zaten para da İstanbul Merkez Bankası'nda yatıyor. Ancak mevduat Londra'daki BTC Bank'a havale ediliyor. Belgelerde paranın nereden nereye aktarıldığı, hangi tarihlerde ne kadarı çekildiği belli. Bu para 1924 yılına kadar idare ediyor. İngilizler Vahdettin'i Malta'ya bıraktıktan sonra 'bizden bu kadar' diyor, gerisine karışmıyorlar. Vahdettin sonraki tüm yolculuklarının parasını, harcamalarını kendi cebinden yapıyor. Ve istediği zaman da parasını çekemiyor. İngiliz yetkililerden izin aldıktan sonra parça parça parasını çekebiliyor. Bonoları bozduruyor ve beş parasız kalıyor, sefil düşüyor. Zaten beş parasız kaldıktan sonra da gerek Vahdettin gerekse Osmanlı hanedanı için son çırpınışlar başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Atatürk, arkasından Saray'da sayım yaptırdı, arası iyi olsa yapar mıydı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Atatürk'ün Vahdettin için, 'Namuslu adamdı, isteseydi giderken Topkapı Sarayı'nı götürürdü' diye bir açıklama yaptığı iddia ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek Atatürk'ün bu açıklamalarını gerekse Vahdettin'in Atatürk için, "O bir Osmanlı Paşası'ydı. Kimse onun hakkında kötü bir söz söyleyemez'türünde yaptığı iddia edilen açıklamaları gerçekçi bulmuyorum. Bunların tümü Atatürk ile Vahdettin'in arasını bulma çabaları. Gerçeği yansıtmıyor. Vahdettin kaçar kaçmaz Ankara hükümeti ne yapıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ne yapıyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topkapı Sarayı'ndaki değerli hazinelere ve Kutsal Emanetler'e baktırıyor, sayımları yapılıyor. Acaba kaçırmış mı diye? Özellikle kutsal emanetlere Ankara Hükümeti büyük önem veriyor. Çünkü onlar bir bakıma halifeliğin simgesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Padişah'ın kullandığı ifadeleri yazsam başım hakaretten belaya girer&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yani siz son günlerin hakim görüşünün aksine Atatürk ile Vahdettin'in arasının kesinlikle iyi olmadığını söylüyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın, öyle belgeler var ki, ben kitaba koyamadım. Niçin biliyor musunuz? Vahdettin'in İngiliz yetkililerine yazdığı kimi mektuplarda Atatürk için küfre varacak kadar sözleri var. Ben bu belgeleri yazsam hakaretten mahkemeler yakama yapışır. Sadece Vahdettin'in bu tür mektupları olduğunu belirttim ama belgeleri kelimesi kelimesine yazmadım. Vahdettin Atatürk'e bir bakıma düşman. Çünkü onu tahtından indirdi, saltanatına son verdi. Zaten Atatürk de Nutuk'ta Vahdettin için, 'sefil, aciz, anlayıştan yoksun, yaratık' gibi kelimeleri kullanmış. Atatürk ile Vahdettin arasında en büyük çatışma birinin gelenekçi diğerinin yenilikçi olmasından kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Tahttan geçici feragat ettim" demiş; "yine başa geçerim" umudu taşımış&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Peki Vahdettin kaçtıktan sonra kaderine razı mı oluyor yoksa tekrar bir gün İstanbul'a geri dönerim umudum taşıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakın burası çok önemli. Vahdettin son nefesini verene kadar tahtından vazgeçmiyor. Bir gün şartların olgunlaşacağını ve saltanatının başına geçeçiğini umut ediyor. 1923 yılında Hicaz'da Mekke Beyanname'sini açıklıyor. Orada diyor ki: "Akıllı ve münevver kimseler fiilen, irsen ve istihkâken hilafet ve saltanat makamında bulunan (ki bu dünyadaki en büyük ve en ehemmiyetli makamdır) bir sultanın vatana hıyanet etme emel ve hırsına kapılmasını nasıl izah edebilirler? Bu makamın ve özellikle hilafetin şeref ve haysiyetini muhafaza etmek için tahtımı muvakkaten (geçici olarak) terk ettim, refah ve rahatımı bir kenara attım.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yıllarca Ankara'dan "Genel Af" beklemiş mallarının iade edileceğini düşünmüş&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Geçici olarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet aynen öyle diyor. Ve ekliyor: 'Saltanattan ve vatandan ayrılmamın sebebi uyguladığım siyasetin hesaba çekilmesinden korktuğum için değil, canımı, şerefimi kurtarmak içindir. Güç yetiştirilmeyecek şeylerden uzak durmak peygamberimizin sünnetidir.'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Peygamber sünneti derken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye Hicret etmesine atıfta bulunuyor. Vahdettin açıklamasında, hilâfet meselesinde Ankara ve İstanbul'un almış olduğu kararı hiçbir surette kabul etmiyor. 'Aziz vatanına avdet edinceye kadar Hicaz'da kalacağını' beyan ediyor ve tahtını geçici olarak terk ettiğini söylüyor. Sultan Vahdettin aynı zamanda genel bir af ilanının kısa bir süre içerisinde gerçekleşeceğine, kendi adının da söz konusu listenin başında yer alacağına ve bu af dolayısıyla Lozan Antlaşması'na uygun olarak Türkiye'de Ankara Hükümeti tarafından müsadere edilen malların kendisine tekrar iade edileceğine inanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masdar: &lt;a href="http://islamdevleti.org/"&gt;islamdevleti.org&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4180606220298108652-1019700054280466746?l=sahihtarih.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/1019700054280466746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4180606220298108652/posts/default/1019700054280466746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sahihtarih.blogspot.com/1970/01/1001.html' title='Sultan Vahdeddin&apos;den Mustafa Kemal&apos;e destek yok sövgü var'/><author><name>Truth</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry></feed>
